Two Strangers in the Same Heart / Aynı Kalbin İki Yabancısı ( EN-TR)
Hello,
As I mentioned before, I said I would occasionally share my own fictional stories with you. Today, I'm back with another brand new story. The story takes place in Varna, Bulgaria.
Merhabalar,
Daha önce de belirtiğim gibi, artık kendi kurguladığım hikayelerimi sizlerle ara sıra paylaşacağımı söylemiştim. Bugün de yine yepyeni bir hikayeyle karşınızdayım. Hikayemiz Bulgaristan'ın Varna şehrinde geçiyor.

That morning, the city of Varna was quieter and more subdued than usual. The Black Sea mist that morning slowly settled over the small town near Varna in Bulgaria, and the salty scent of the sea wafted through its narrow streets. On one of these streets, a young girl hurried along a narrow path winding between stone houses, pedaling her bicycle.
O sabah Varna şehri her zamankinden daha sessiz ve durgundu. Karadeniz'in o sabah ki sisi Bulgarista'nın Varna şehrine bağlı küçük bir kasabanın üstüne ağır ağır düşerken, dar ara sokaklarından tuzlu deniz kokusu yayılıyordu. O sokakların birinde taş evlerin arasında uzanan dar bir yolda, genç bir kız aceleyle bisikletinin pedallarını çevirerek ilerliyordu.

This young girl's name was Ketrin. Although still very young, her face bore the mature expression of someone who had lived a long life. Her soft features and prominent cheekbones were immediately noticeable. Her narrow, blue eyes, reminiscent of Japanese eyes, made her look striking when she looked straight ahead. Her sandy, beach-colored hair was often carelessly gathered at the nape of her neck. Her small hands grew tired from holding the thread at her mother's sewing machine. In the evenings, they struggled even more carrying plates at her father's restaurant. In Ketrin's small world, her family's hard work was the driving force.
Bu genç kızın adı Ketrin'di. Henüz hayatının başında olmasına rağmen yüzünde olgun insanların hayata dair yaşadıklarını anlatan bir yüz ifadesi vardı. Yüz hatları yumuşak elmacık kemikleri hemen fark ediliyordu. Japonlara benzeyen kısık mavi gözleriyle karşıya baktığında, çok etkili görünüyordu. Kum rengini anımsatan kumsal düz saçlarını çoğu zaman özensizce ensesinde toplardı. O küçük elleri annesinin dikiş makinasında iplik tutarken yoruluyordu. Akşamları da babasının restoranında tabakları taşırken daha da zorlanıyordu. Ketrin'in o küçük dünyasında ailesinin emeği dönüyordu.

Near the town center, on a narrow street overlooking the sea, was a small but cozy restaurant run by his father. Whenever he opened the windows, the aroma of freshly cooked food always wafted into the air. His father was a cheerful and smiling cook, bearing the weariness of years of culinary experience. He not only fed people but also touched their hearts. His mother, meanwhile, had transformed a corner of their house into a small tailor's workshop. The sound of her old sewing machine was like the ticking of the clock on the wall. She brought entirely new life to fabrics of different colors, recreating old pieces and repairing torn ones.
Kasabaya yakın merkeze doğru, denize bakan dar bir sokakta babasının işlettiği küçük ama sıcak bir restoran vardı. Restoranın pencerelerini açtığında her daim taze yemek kokuları havaya yükselirdi. Babası yılların deneyimi olarak mutfak yorgunluğunu sırtında taşıyan, neşeli ve güler yüzlü bir aşçıydı. İnsanların karnını doyurmalarının yanısıra kalplerine de dokunurdu. Annesi ise evinin bir köşesini küçük bir terzi atölyesine çevirmişti. Eski dikiş makinasından çıkan ses, evin duvarında asılı duran saatin sesi gibiydi. Farklı renklerden oluşan kumaşlardan bambaşka yeni hayatlar çıkarırdı. Eskileri yeniden var ederek, yırtılanları onarırdı.

Ketrin helped both her mother and father in her free time from school. During the day, she would hold a needle and thread alongside her mother, attaching buttons to clothes. In the evenings, she would serve tables at her father's restaurant. But within Ketrin, there was another world that transcended the confines of this small town. When she went to the harbor and looked out at the sea, a longing to leave was always evident in her eyes. It was as if the waves crashing against the shore were whispering something to her.
Ketrin, okuldan kalan zamanlarında hem annesine hem de babasına yardım ederdi. Gündüzleri annesinin yanında iğne iplik tutar, elbiselere düğmeler takardı. Akşamları ise, babasının restoranında masalara servis yapardı. Ama Ketrin'in içinde bu küçük kasabanın sınırlarını aşan başka bir dünya daha vardı. Limanın kenarına gidip, denize doğru baktığında gözlerinde hep gitme istediği belirlenirdi. Sanki kıyıya vuran dalgalar ona bir şeyleri fısıldıyordu.

Varna was experiencing its busiest time of summer. Hundreds of tourists poured into the city from the ships docking at the port. The city's narrow streets began to carry different languages, different cultures, and different faces. For Ketrin, however, life went on, with days all the same.
Varna şehri yazın en kalabalık zamanlarını yaşıyordu. Limana yanaşan gemilerden yüzlerce turist şehre akıyordu. Şehrin dar sokakları, farklı diller, farklı kültürler, farklı yüzler taşımaya başlamıştı. Ketrin içinse günler birbirine benzeyerek hayat devam ediyordu.

One day, the restaurant door slowly opened. A tall, dark-haired, youthful-looking man entered, carrying a blue backpack on his shoulder. His name was Emre. He lived in Antalya and worked as a Turkish language teacher at a state school there. He taught his students for a year, and when summer came, he hit the road. He loved seeing and hearing new cities, new streets, and new stories. He had come to Varna to clear his head.
Günlerden bir gün restoranın kapısı yavşça açıldı. İçeri, omzunda mavi sırt çantalı, uzun boylu esmer ve genç görünümlü bir adam girdi. Adı Emre'ydi. Antalya'da yaşıyordu. Antalya'da devlet okulunda Türkçe öğretmenliği yapıyordu. Bir yıl boyunca öğrencilerine ders anlatıyor; yaz ayı geldiğinde kendini yollara vuruyordu. Yeni şehirler, yeni sokaklar, yeni hikayeler görmeyi ve dinlemeyi seviyordu. Varna'ya da kafa dinlemek için gelmişti.

Emre entered through the door and was led to a suitable table. As he examined the menu, Ketrin approached him and, in her thin, high-pitched voice, said, "Welcome, sir, how can I help you?" Emre looked up from the menu, and at that moment... their eyes met. This eye contact was like something out of a movie. It was silent, natural. That fleeting moment created a brief pause deep in both their hearts. In Ketrin's narrowed blue eyes, there was a mixture of sadness and curiosity that Emre had never seen before. In Emre's gaze, there was a feeling of loneliness brought on by long journeys.
Emre, kapıdan içeri girdi ve kendisine uygun bir masaya götürdü. Masadaki menüyü incelerken, Ketrin yanına gelerek, ince ve tiz sesiyle: "Hoşgeldiniz , efendim size nasıl yardımcı olabilirim dedi." Emre menüyü incelerken başını kaldırdı ve işte o an... Ketrin ile göz göze geldi. Bu göz göze bakış, filmleri aratmayacak nitelikteki bir andı. Sessizdi, doğaldı. O saniyelik an, ikisinin de yüreğinin derinliklerinde küçük bir duraksama yarattı. Ketrin'in kısık mavi gözlerinde Emre'nin daha önce hiç görmediği bir hüzün ve merak duygusu karışımı vardı. Emre'nin bakışlarında ise, uzun yolculukların getirdiği bir yalnızlık duygusu vardı.

Emre began visiting the restaurant several times during his vacation. Each time, he had short conversations with Ketrin. Now, Emre came to the restaurant not just to eat, but also to see Ketrin. A closeness had developed between them, one that neither of them was hesitant to admit. Emre talked to Ketrin about Antalya, describing all its beauties, from its long beaches to its streets smelling of orange blossoms. Ketrin, in turn, spoke of the quiet streets of Varna, the tiring but warm days spent at her father's restaurant, and the conversations she had with her mother that began among the fabrics.
Emre, tatil süresi boyunca restorana birkaç kez gelmeye başladı. Her seferinde Ketrin ile kısa kısa konuşmalar yapıyordu. Artık Emre restorana sadece yemek yemek için değil, Ketrin'i görmek içinde geliyordu. Aralarında ikisiniz de itiraf etmeye çekindiği bir yakınlık oluşmuştu. Emre, Ketrin'e Antalya'dan bahsetti. Uzun sahillerinden tutun da portakal çiçeği kokan sokaklarına kadar, tüm güzelliklerinden bahsetti. Ketrin ise, Varna'nın sessiz sokaklarını, babasının restoranında geçen yorgun ama bir o kadar da sıcak günlerini ve annesiyle birlikte kumaşların arasından başlayan diyalogları anlattı.

One warm afternoon, Emre invited Ketrin to stroll through the narrow streets of Varna. Walking through the narrow streets, they reached the seaside, where they ate ice cream. As the sun set, they watched the sky turn orange. It was at that moment that the question, "Is another life possible for me?" formed in Ketrin's mind. Before returning to Türkiye, Emre asked the question that had been gnawing at me for days—a question filled with hesitation but also courage: "Would you like to come to Antalya with me? I'll arrange a job for you there. At least you'll see a different world." It wasn't exactly a confession of love, but it was an open door he left behind before departing.
Sıcak bir akşamüstü Emre Ketrin'i Varna'nın dar sokaklarında gezmek için davet etti. Dar sokaklarda yürüyerek, deniz kıyısına geldiler. Burada dondurma yediler. Güneş batarken, gökyüzünü kaplayan turuncu rengini izlediler. İşte o an Ketrin'in akından benim için başka bir hayat mümkün mü? sorusu kafasında belirlendi. Emre, Türkiye'ye dönmeden önce günlerce içimi kemiren o çekincen ama bir o kadar da cesur soruyu sordu: " Benimle birlikte Antalya'ya gelmek ister misin? Orada sana bir iş ayarlarım. En azından farklı bir dünya görmüş olursun dedi." Bu tam olarak aşkının itirafı değildi ama gitmeden önce geride bıraktığı açık bir kapıydı.

Ketrin paused for a moment. She thought. Her eyes filled with tears. For the first time, she saw a real path being drawn between her life in the small town and her dream of Antalya. Without saying anything, she took Emre's hand and said, "It's getting late. We must go now."
Ketrin bir an durdu. Düşündü. Gözleri doldu. Küçük kasabada geçen hayatı ile Antalya hayali arasında ilk defa gerçek bir yolun belirlendiğini gördü. Hiçbir şey söylemeden, Emre'nin elini tutarak geç oldu. Artık gitmeliyiz dedi.
https://www.reddit.com/r/Outdoors/comments/1quqym2/beautiful_landscapes_of_varna_bulgaria/
This post has been shared on Reddit by @shiftrox through the HivePosh initiative.
The views of the city are truly beautiful. And you've captured some truly beautiful and cool angles.
Thank you so much. I'm glad you liked it. We experience all the everyday events of our lives in the cities where we live. I was trying to find pictures that fit the story.